Jeoloji nedir?

Dünyanın yapısını, geçirdiği değişiklikleri inceleyen bilimdir. Eski Yunancada «geos» (yer) ve «logos» (bilim) sözlerinden meydana gelmiştir.

Jeolojinin ilk incelediği konu, dünyanın yaşı ve oluş şeklidir. Dünya, oluşundan bu yana birçok değişikliklere uğramıştır. Öteden beri bilinen bu gerçek, izah edilemezken, 1795'te İskoçyalı James Hutton yayınladığı bir kitapta akarsuların yeryüzünün şekillenmesinde önemli payı olduğunu ileri sürdü.

1830'da da yine İskoçyalı Charles Lyell, «Jeolojinin Esasları» adlı eserinde yanardağların, denizlerin, akarsuların yeryüzünün şekillenmesinde rol oynadığını anlattı. Bugünkü jeolojide bunlar şöyle izah edilmektedir:

Yanardağlar: Dünyanın şekillenmesinde büyük etkileri olmuştur. Dünya kabuğunun iyice sertleşmesinden sonra da bu durum devam etmiştir. Yanardağlar bazen bir sıvı üzerindeki kabarcık gibi yerkabuğunu kabartır. Bazen de kabuğun alt kesimlerini eritirler. Bu da o kısmın çökmesine yol açar.

Denizler: Kıyılarda önemli aşındırma etkileri vardır. Bunlar sığ ve kumluk kıyılarla, çok dik kıyılarda görülür. Çökmeler meydana gelir. Sığ yerlerde denizler, sahile yığdıkları kumlarla kıyı kordonlarını, lagünteri meydana getirirler.

Akarsular: Dünyanın şekillenmesinde bunların da payları büyüktür. Seller, dereler, ırmaklar, geçtikleri yerleri oymak, aşındırmak gibi etkileriyle topraklara şekil verirler. Taşıdıkları sularla ve getirdikleri alüvyonlarla verimli toprakların ortaya çıkmasına yol açarlar.

Karaların hareketi sözüyle de depremler anlatılır. Depremler sonunda meydana gelen kırıklara «fay» denir. Faylar kayalık yerleri bıçakla kesmiş gibi ikiye ayırır. Bazı faylar kilometrelerce uzun olur. Karaların bir başka hareketi de «düzenli hareketler» dir. Yani karalar zamanla ağır ağır çöker veya yükselebilirler. Bu durumda ya karayla kaplı olan yerleri bir zaman su basar, ya da deniz içindeki kısımlar yükselir, kara olur.

Hayvanlar ve bitkiler de yeryüzünde değişikliklere yol açarlar. Bugünkü kalkerlerin önemli bir kısmı suda yaşayan canlıların kabuklarından meydana gelmiştir. Bunlara «organik kalkerler» denir. Kalkerler, kendilerini meydana getiren hayvanların cinsine göre değişik isimler alırlar. Bu arada mercanlar, resifleri ve atolleri meydana getirirler. Bitkiler ise zamanın etkisiyle çeşitli kömürler meydana getirir.

Rüzgarlar çıplak arazideki toprakları uçurarak uzak yerlere taşırlar. Kıyılarda, çöllerde kum tepelerinin meydana gelmesine yol açarlar. Atmosfer şartlarının da yeryüzünün şekil değiştirmesinde önemli etkileri görülür. Buzullar ise akarsulardan daha önemli bir rol oynarlar. Yerkabuğu iki maddeden yapılmıştır. Bunların biri külteler, diğeri de kültelerin çeşitli sebeplerin ufalmasından meydana gelen topraklardır. Külteler üçe ayrılır:

Püskürük külteler: Yeryüzüne çıkmış lavların soğumasıyla meydana gelmiştir. Yapılarına, billurlarına göre a) Granit, b) Porfir ve c) Trakit olarak üçe ayrılırlar.

Tortul külteler: Irmak, deniz, göl ve sel gibi suların sürüklediği maddelerin tortullaşması ile meydana gelir. Başlıcaları kumtaşı, kalkerdir.

Metamorfik külteler: Püskürük ve tortul kültelerin çeşitli etkilerle fiziksel ve kimyasal yapılarını değiştirmeleri sonunda meydana gelir. Başlıcaları spolen, mikaşist, gnays, yapraktaştır.

Başka bilimler gibi jeoloji de bugün gelişmiş, birçok dallara ayrılmıştır. «Paleontoloji» fosilleri; petrografi, kayaları; fizyografi, yeryüzünün değişikliklerini inceler. «Jeomorfoloji» toprağın cinsini inceler. Ayrıca jeolojinin «volkanoloji», «glasiyoloji», «sedimantoloji», «jeofizik» ve «jeokimya» dalları vardır.

Jeoloji'nin tarihçesi

Çin'de bilgin Shen Kua (1031-1095) okyanustan yüzlerce mil uzaktaki bir dağdaki jeolojik tabakada (stratum) gözlemlediği hayvan kabukları fosillerinden yola çıkarak karaların oluşumuna dair bir hipotez formüle etmiştir. Çıkardığı sonuç karaların dağların erozyonu ve silt tortularıyla oluştuğu idi. Aristo'nun öğrencisi Theophrastus'un (372 - 287 BC) peri lithon ("Taşlar üstüne") isimli eseri binlerce yıl boyunca alanında otorite olmuştur.

Bu eserdeki fosil yorumlamaları Bilim Devrimi'nin sonrasına kadar etkin kalmıştır. Eser Latince ve diğer Avrupa dillerine, örneğin Fransızca'ya çevrilmiştir. Bir hekim olan Georg Bauer (1494-1555) genelde sır olarak saklanan ve nesilden nesile usta çırak ilişkisi ise öğretilen metal işleme teknikleri konusunda yazılmış ilk kitap olan De Re Metallica'yı yazmıştır. Kitap boğa kanı ya da açık dolunay geceleri gibi sürece etkisi olduğu düşünülen mistik öğeleri de içeren anlatım tarzına sahiptir.

Ayrıca rüzgar enerjisi, hidrodinamik güç, (maden) filizlerin taşınması, yönetimsel hususlar ve benzeri konular da eserde yer almaktaydı. Kitap 1556 yılında yayımlanmıştır. Nicolas Steno (1638-1686) süperpozisyon ilkesi gibi stratigrafinin (tabakabilimin) tanımlayıcı ilkeleriyle tanınmıştır. 1700'lere gelindiğinde Jean-Étienne Guettard ve Nicolas Desmarest orta Fransa'yı gezmiş ve gözlemlerini jeolojik haritalara kaydetmişlerdir.

Guettard Fransa'nın bu bölgesinin volkanik kökenine dair ilk gözlemleri kaydetmiştir. Genellikle James Hutton ilk modern jeolog olarak görülmektedir. 1785'de Theory of the Earth ("Yer Teorisi") isimli bir çalışmayı Royal Society of Edinburgh'a sunmuştur. Çalışmasında, Dünya'nın tahmin edilenden daha yaşlı olduğuna ilişkin teorisini açıklamıştır. Hutton fikirlerini iki cilt halinde 1795'de yayımlamıştır. Hutton'un takipçilerine Plütonistler denmekteydi; zira bunlar kayaların volkanizm ile oluştuğu kanısındaydılar. Buna karşıt olan ve kayaların zamanla seviyesi düşmüş olan büyük bir okyanus sonucu çıktığını düşünenlere Neptünistler denmekteydi.

1811'de Georges Cuvier ve Alexandre Brongniart Dünya'nın antikitesine dair kendi açıklamalarını yayımladılar. İlham kaynakları Cuveri'in Paris'te fil kemiği fosilleri keşfiydi. Bağımsız bir şekilde bu çalışmalardan önce jeolog William Smith'in İngiltere ve İskoçya'da stratigrafik çalışmaları olmuştu. 1827'ye gelindiğinde Charles Lyell'in Principles of Geology yani "Jeolojinin İlkeleri" isimli eseriyle Hutton'un tek biçimciliğini (tekdüzelikçilik - uniformitarianism) yinelemektedir ki aynı düşünce Charles Darwin'in düşüncesini de büyük oranda etkilemiştir.

Sir Charles Lyell ünlü eseri Principles of Geology ilk kez 1830'da yayımlanmıştır ve 1875'deki ölümüne kadar Lyell yeni, gözden geçirilmiş sürümlerini (revizyonlarını) yayımlamaya devam etmiştir. Tek biçimcilik doktrinini başarılı bir şekilde desteklemiştir. Bu teoriye göre Dünya tarihi boyunca yavaş jeolojik süreçler devam etmiştir ve bugün de devam etmektedir. Bunun karşıtı şekilde katastrofizm Dünya'nın özelliklerinin tek bir felaket veya felaketler dizisi sonucu oluştuğunu ve bundan sonra herhangi bir değişikliğe uğramadan kaldığını öne sürer.

Hutton tek biçimciliğe inanmış olmasına rağmen, onun zamanda teori yaygınlık kazanmamıştır. 19. yüzyl boyunca jeoloji Dünya'nın yaşı sorusu etrafında odaklanmıştır. Tahminler birkaç 100.000 yıldan milyarlarca yıla kadar büyük bir yelpazedeydi. 20. yüzyıl jeolojisindeki en belirgin gelişim 1960'larda plaka tektoniği kuramının geliştirilmesidir. Bu kuram Yer bilimleri açısından çok önemlidir. Kıtasal sürüklenme (veya kıtasal kayma - continental drift) kuramı 1912'de Alfred Wegener tarafından ortaya atılmış olsa da, 1960'larda plaka tektoniğinin geliştirilmesine kadar yaygın bir şekilde kabul görmemiştir.

Aslında aynı fikri Wegener'den önce dile getirenler de olmuştur; fakat yeterli kanıtları sunmaya çalışarak, bütün bir şekilde kabul edilebilir bir hipotezi ilk ortaya atan Wegener olmuştu. Jeoloji tarihi boyunca, birbiriyle ilişkili olan ana tartışma konuları, meseleler, Neptünistler ile Plütonistler arasındaki tartışma, tek biçimcilik-katastrofizm meselesi, Dünya'nın yaşı ve kıtasal sürüklenme olarak özetlenebilir. Her ne kadar bu meseleler büyük ün kazanmaları sebebiyle ilk akla gelenler olsa da, jeoloji alanında kuruluşundan şu ana kadar, ve bugün hala, birçok farklı mesele ve anlaşmazlık, diğer bilim dallarında olduğu gibi, mevcuttur.

Jeoloji'nin sözlükteki anlamı nedir?

Yerbilim.

Son eklenenler

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç